KAPAT

 
İstek Hattı
Canlı Yayın
Anket
Yeni Sitemizi Nasıl buldunuz?
Çok Güzel
Fena Değil
Daha Gelişmesi Lazım
Eskisi Daha iyiydi
 
Haberler
Anasayfa | DJ'ler | Yazarlar | Yayın Akışı | Foto Galeri | Video Galeri | İlanlar | İletişim |
Yazarlarımız
HÜLYA KAÇAN  
Diğer Yazılar
Ezberlerim Kötüdür
Biz insanlar ki özgürlüğün içine hapsedilmiştik... Yeni buhranın arta kalan kırıntılarıyla oyalanıyorduk. Dünyanın döne döne insanların başını döndürmeyi başardığı, bir oradan bir buraya savurduğu, hiçbir şeye aldırış etmezmiş gibi her gün, her saat, her an inat edercesine aynı hızda savrulmasına, savurmasına karşı konuşamıyordu. İçimizdeki öfkeyi bastırıyorduk bastırmasına, ama içimizdeki sıkıntıyı ortaya çıkaramıyor, öfkemizi kusamıyor, bütün dünyaya haykıramıyorduk... Yine yalnızdık. Gördüğümüz, bildiğimiz, hatırladığımız, unuttuğumuz, bütün yüzler yabancıydı. Yaşamın sonunda âdeta küçük bir böcek gibi mide bulandırıyorduk. Oysa uyku, yaşamdan kopuk olma haliydi. Her gün ölüyor, her gün yeniden diriliyorduk. Gece sokaklarda tek başına giden, korkan ve acı çeken bir insanın, bazen yavaş, sonra koşarcasına yürüyüşünü duyuyorduk, duyuyorduk ve görmemezlikten geliyorduk. Her nefes alışımızda hayatın sonuna yaklaştığımızın farkına varmıyorduk, ne yaparsın ki her şeyin farkında yaşıyorduk. Özgürlüğün kapılarını aralayıp içimizdeki beni çıkaramıyor, kendi benliklerimizde yaşamaya mahkûm ediliyor, bize sunulan hapishanede zamanımızı öldürüyorduk... Kendi içinde yaşamaya alışmış, zehirli dişini en can alıcı yere geçirmeye hazırlanan yılan gibi, diğer kişiliğimizi öldürmeye çalışan, bir nevî bostan korkuluğu olan vücutlarımız, büsbütün başka ve erişilmez bir âlemden geliyordu. Hepsinin yerinde bir uçurumdan daha korkunç bir boşluk, uçurumun kenarında yavaş adımlarla yürüyen bir adam gibi- ip cambazı misali- sendeliyor, fakat düşmüyorduk. Yüreğimize hücum eden binlerce karıncanın oradan oraya dolaşmasına izin veriyorduk. Yüzümüze aceleyle kapılar kapanıyor, ki buna alışmış olmamız lazım, kendi ördüğü ağın içinde boğulan örümceklerdi ruhlarımız. Zifiri karanlık bir taraftan delinip güneş, ay, yıldız hiç fark etmez, biraz ışık gelmesini bekliyor, bekliyor, bekliyorduk. Bu bekleyişimiz, tıpkı bir atlıkarıncanın birdenbire canlanmasını beklemek gibi umutluydu... Cevap alamadığımız onca soruyla kimseye kızmadan yaşıyorduk; durmadan, dinlenmeden, yorulmak, susmak nedir bilmeden;küsmeden, burkulmadan, eksilmeden,yavaşlamadan... Ekleme Tarihi : 12/27/2012 1:36:12 AM

Bu yazı kez okunmuştur
 
 

Tüm hakları RadyoMoto ya aittir.

  Web Tasarım by Metelixiz.net.tr